Nedeni aslında çok basit: AKP yerleştirdiği kadrolarda bilgiye, yeteneğe ve tecrübeye, kısacası ehliyete değil, cemaate biat etmiş olmaya ve yandaşlığa bakıyor.
Buna ideolojik veya takva esaslı kadrolaşma diyemeyeceğim, çünkü beğenilsin beğenilmesin bir ideolojinin en azından felsefi bir derinliği, kendi içinde mantıksal bir bütünlüğü olur. AKP’ninki ideoloji falan değil, iktidar hırsı ve ham fırsatçılık. Hatta iktidar ve para uğruna yapılan bir çeşit nitelikli dolandırıcılık.
İslam’ın temel prensiplerinden biridir: Bir göreve atanacak kişide takvaya, yani dindarlığa değil ehliyete bakılır. Dindarlık ancak Allahla kişi arasında bir değer ölçüsüdür.
Kaldı ki AKP’nin değer ölçüsü dindarlık falan da değil. AKP’nin ölçüsü cemaat ve tarikat. Atanacak adam siyasi idareye biat edecek, eşi de tarikatin üniformasını giyecek.
Kadrolarda ehliyet yerine biat kültürüne bakılınca doğal olarak yapılan işlerde de akıl, bilim ve tecrübe değil, cingözlük, hurafe, siyasi idareye dalkavukluk ve kısa günü kurtarma çabası hakim oluyor.
Bu kadroların maaşlarını biz vergilerimizle ödüyoruz. AKP bu vergileri sadece yeteneksiz kadrolarla çarçur etmekle kalmıyor, böyle kadrolarla çirkefleşmiş çalışma ortamları yaratarak Türkiye’ye çok yararlı olabilecek yetenekli ve tecrübeli kadroları da ya pasifize ederek, ya da kaçırtarak harcıyor.
Boşuna dememişler balık baştan kokar diye. Bir kurumu yeteneksiz çirkef yöneticiler ele geçirmeyegörsün, birkaç yıl sonra o kurumda ne doğru dürüst eleman, ne de doğru dürüst bir iş göremezsiniz.
Aynı Hitler’in Nazi partisi gibi bir demokrasi kazası olarak gördüğüm AKP’nin bu ülkeye verdiği zararlar nasıl temizlenecek? En çok gençlere ve çocuklara üzülüyorum. Çünkü bizim cehaletimiz, korkaklığımız ve aymazlığımız sonucu verilen bu zararların bedelini en çok onlar ödeyecek.
Mustafa Tümener, Aralık 2009
17 Aralık 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder