27 Mart 2009 Cuma

Seni darbeci seni!


Bu ülkenin Atatürkçülerine, vatansever aydınlarına, AKP muhaliflerine darbeci diyerek kıyametleri kopartanlar lütfen bir düşünsünler. Acaba gerçek darbeci kimdir? Küresel şampiyondan söz ediyorum.

Bütün dünyada askeri darbeler yapan ve yaptıran küresel darbeci kimdir? Kim olacak AKP’nin eşbaşkanı olmakla övündüğü BOP’un ve ılımlı islamın sahibi ABD. Özellikle de Reagan ve Bush gibi ABD’nin başındaki neoliberal sağcı yönetimler.

Güney Amerika’daki askeri darbelerin arkasında kim vardı? Şili’de, Arjantin’de, Uruguay’da, Brezilya’da... Hepsi sanki hep aynı kalıptan çıkmış gibi seri darbeler. İnsan kasabı Pinochet hiç unutulabilir mi?

Ya Asya’daki, Yunanistan’daki, Afrika’daki askeri darbeler? Endonezya’daki bir başka insan kasabı Suharto’yu hatırlayın. Üstelik Suharto islamcı bir darbeciydi. CIA yaramaz anti-emperyalist solcuları Suharto’ya ispiyonluyor, Suharto da bunları temizleyiveriyordu. ABD’nin neoconları için bir taşla bilmemkaç kuş!

Türkiye’de de 1960 darbesi hariç bütün askeri darbelerin arkasında da ABD vardı. Sovyet Rusya’ya karşı islamcı yeşil kuşak bağlamında Kenan Evren’in de en büyük destekleyicisi ABD’ydi. Bugünkü islamcı iktidarın önünü açan Kenan Evren...
ABD sadece işbirlikçi generallere darbe yaptırmaz. Bazen de Irak örneğinde olduğu gibi bizzat kendisi darbe yapar. Bazen de darbe yerine CIA’ya siyasi cinayetler işletmeyi tercih eder, ayrı mesele, konudan sapmayalım.

Bugünlerde sizi gidi darbeciler diye yeri göğü inletenler, insanları düzmece iddialarla hapse tıkanlar bu ülkenin laik anayasal düzenini bozmak ve ülkeyi bölmek için kiminle yakın işbirliği içindeler biliyor musunuz? Küresel darbeci ABD ile.
İşin bir de başka bir yönü var. Darbecilere neden kızarız? Antidemokratik oldukları ve sivil insanlara şiddet uyguladıkları için. Siyasi alanda ne asker postalı isteriz, ne de polis copu. Eğer sana demokratik tepkisini gösteren vatandaşı polisine tartaklaklatıyorsan, muhalif görüşlüleri uydurma iddianamelerle hapsediyorsan sen de darbecisindir demektir.

Konu hakkında kaynak önerim :
Şok Doktrini, Naomi Klein

The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism

21 Mart 2009 Cumartesi

AKP siyasi parti mi yoksa mafya örgütü mü?


AKP’nin yöntemlerine bakınca son iki yıldır kafamdan hep aynı soru geçiyor: AKP bir siyasi parti midir yoksa bir mafya örgütü müdür? Türk demokrasisi aynı Almanya’nın nazilerin eline geçmesi gibi bir mafya ötgütünün eline mi geçti?

Neden mi böyle düşünüyorum? Birkaç örnek vereyim.

Bir kere işler en baştan sakattı. Recep Tayyip Erdoğan daha başbakan bile olmadan önce gitti Orta Doğu’nun kasabı Bush’la görüştü, orada başbakan gibi karşılandı. Bush’la ne konuşuldu, neyin pazarlığı yapıldı, nelere söz verildi belli değil. ABD, Fethullah, CIA... Karanlık bir takım ilişkiler...

Sonraki seçim kampanyalarında Erdoğan yolsuzluklara damardan gireceğine ve milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracağına söz verdi. Hükümete geldikten sonra dokunulmazlıkları kaldırmak ne kelime, ihale yasalarını yandaşlar lehine delik deşik edip talanı ve soygunu yasal hale getirdiler.

AKP’ye muhalefet etme cürretini gösteren medya kurumlarının üzerine maliye bakanlığı salınıyor, bu şirketlere zorlama nedenlerle astronomik cezalar kesiliyor. Deniz Feneri soygunu örtbas ediliyor, zaman aşımına bırakılıyor. AKP’ci, yani gerici tarikatçi Fethullahçı kadrolaşmayla bütün devlet kurumları teker teker ele geçirilip çökertiliyor. Tübitak’a olanları gördük. Devletin valileri bütün imkanlarıyla AKP’nin seçim kampanyasına destek veriyor. Citybank ve Cargill gibi bazı Amerikan şirketlerine yasadışı, Türk halkının tamamen zararına bir takım iltimaslar tanınıyor, milyarlık vergi borçları siliniyor.

En önemlisi, üçüncü sınıf yandaş savcılar aracılığıyla muhalif görüşlüler, Atatürkçüler ve askerler üzerinde korkunç bir terör estiriliyor. Suya sabuna dokunmayan normal vatandaş bile telefonda rahatça konuşamaz hale geldi.

AKP hükümetine en ufak bir tepki gösteren vatandaş tartaklanıyor, karakola çekiliyor ve fişleniyor. Başbakan 13 yaşındaki bir çocuğun bile ensesini tırnaklamaktan çekinmiyor.

Bu vahşi, hukuk tanımaz demokrasi tanımaz „her yöntem mübahtır“ anlayışına bakıyorum da ister istemez zavallı bir Türk vatandaşı olarak kendime soruyorum: Atatürk’ün Türkiye‘si dinci bir mafya örgütünün eline mi geçti?

10 Mart 2009 Salı

Bu haber programlarını mutlaka izleyin - Mart 2009

Ankara Rüzgarı – 1 Mart 2009, Mustafa Balbay, Emin Çölaşan
Konular: THY’nin Hollanda’da düşen uçağı, Behçet Oktay’ın intiharı, hızlı tren, Ergenekon soruşturması, muhalif medyaya baskılar ve yandaş medya, yerel seçimler, belediyelerde yolsuzluklar, ekomik sorunlar ve işsizlik, AKP’nin daha çok doğurun propagandası ve sadaka ekonomisi


Rapidshare'den indir:
Ankara_Ruezgari_1_Mart_2009_Mustafa_Balbay_ve_Emin_Colasan_1.zip
Ankara_Ruezgari_1_Mart_2009_Mustafa_Balbay_ve_Emin_Colasan_2.zip

Ankara Rüzgarı'nın diğer tarihli yayınları (arşiv)

Yüzyılın Yolsuzluğu Deniz Feneri (Bekleme Odası - Kanal B, 27 Şubat 2009)
Gürbüz Evren'in hazırlayıp sunduğu, Bekleme Odası programında bu hafta:
Gazeteci-yazar Mustafa Balbay ve CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyesi Ali Kılıç


Kitap: AKP'nin feneri böyle söndü

Allah ile aldatmak 1 - Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk (Kırmızı Çizgi - Kanal B, 3 Haziran 2008)


Allah ile aldatmak 2 - Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk (Kırmızı Çizgi - Kanal B, 10 Haziran 2008)


Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün gizlenen dört yılı (Aydın Çile)


Aydınlık Dergisi’nin Zekeriya Öz haberi

Nihat Genç ile Veryansın – 7 Mart 2009 (Kanal ART, Lale Şıvgın)

9 Mart 2009 Pazartesi

Gazeteci Mustafa Balbay neden tutuklandı?


Efendiliğiyle, kültürüyle, güzel konuşup yazabilmesiyle Mustafa Balbay bence Türkiye’nin bugün en iyi gazetecilerinden birisidir, hatta bence en iyisidir.

Mustafa Balbay bir şey diyorsa bilirsiniz ki boşu boşuna dememiştir; önce konuyu derinlemesine araştırmıştır. Önce bilgi, sonra fikir sahibi olmuştur.

İşte Mustafa Balbay tam da bu nedenle tutuklanmıştır. Seçim arifesinde Mustafa Balbay’in muhalefet eden sesini kısmak istediler.

Kimler mi? Artık hepimiz biliyoruz. Bu işin arkasında ABD’nin Orta Doğu politikalarında Türkiye’ye biçilen rol var, ılımlı İslam garabeti var, dinci dikta heveslileri var, AKP hükümeti var, CIA var, Deniz Feneri benzeri organize hırsızlar var, Fethullah var.

Onlar için hedefe götürecek her yöntem mübahtır. Demokrasiymiş, fikir özgürlüğüymüş, dürüstükmüş, bağımsız yargıymış... pöööh! Bu gibi kavramlar sadece onların işlerine gelen yerlerde kullanılır. Bunlar gibi evrensel değerler onlar için sadece birer araçtır, tıpkı demokrasi gibi.

Bu ülkede demokrasi mi kaldı? Fütursuz zorbalığın haddi hesabı yok. Bir üniversite genci bir bakanla el sıkışmak istemediği için karakola çekiliyor. Vatanına ihanet eden satılmış bir hükümetin bakanıyla ben de el sıkışmak istemem.

Durum çok vahim, hem de çok...