30 Kasım 2009 Pazartesi

Siyasi fıkralardan seçmeler

Hasta bakıcı
Tayyip akıl hastanesinde konuşma yapıyormuş. Bir kişi dışında dinleyicilerin tümü alkışlamış.

Tayyip, alkışlamayan kişiye dönerek, "sen niye alkışlamıyorsun" diye sormuş.

Adam yanıtlamış: "Ben hastabakıcıyım"

Deniz ve adalet

ABD’den Fethullah aracılığıyla gelen emir üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan yanına Davutoğlu’nu da alarak İsviçre’ye Kıbrıs açılımı yapmaya gider.

Uçak havalanmadan önce de "çözümsüzlük çözüm değildir, hamdolsun Kıbrıs sorununu da halledip geleceğiz evelallah" diye demeç vermeyi ihmal etmez.

İsviçre’de bir bakanlar heyeti tarafından resmi törenle karşılanırlar. Gelenler arasında denizcilik bakanı da vardır.

Bizimkiler şaşırır, "sizde deniz yok ki, denizcilik bakanı ne iş yapar" diye sorarlar.

İsviçreli denizcilik bakanı yanıtlar: "Sizde de adalet yok ama adalet bakanı var".

Devlet sırrı

Birisi Taksim'de duvara bir metrelik harflerle "Tayyip Kafasızdır" yazmış.

Adama 10 yıl ceza vermişler. Bir yılı, kamu malına zarar vermekten, dokuz yılı da devlet sırrını açıklamaktan.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Bu haber programlarını mutlaka izleyin - Kasım 2009

Nihat Genç ile Veryansın, 1. Bölüm – 14 Kasım 2009 (Kanal ART, Gaye Kaya)
Konular: Telefon dinlemeleri, AKP’nin yargıyla kavgası, biat etmiş yandaş yargı oluşturma çabaları, yandaş medya, AKP’nin iktidar ve demokrasi anlayışı, devlat adamı nasıl olunur, AKP’nin ideolojik yaklaşımları, negatif enerjili kin ve nefret dolu politikalar, Türkiye’nin milli çıkarlarını korumayan bir cumhurbaşkanının ideolojik refleksle AB'ye Sudanlı Beşir’i savunması



Nihat Genç ile Veryansın, 2. Bölüm – 14 Kasım 2009 (Kanal ART, Gaye Kaya)
Konular: Demokratik açılım ve AKP’nin 10 Kasıma duyarsızlığı, kibir ve egosu şişmiş iktidar, GDO gıdalar, ürün ve markaya evrensel bakarken insanları etnik ve dini etiketlerle sınıflandırmak, demokrasi disiplinli hayal ve projedir, kültür sanat ve özgürlük, insanların hayallerini ve ümitlerini tüketen iktidar, pozitif enerji ve mutluluk için güvenli duruş, AKP’nin güvensiz yıkıcı politikaları



Gündeme Dair - 11 Kasım 2009 / Mustafa YILDIRIM (Nuriye Atabey sunuyor)
Konular: Açılım (Kürt, Ermeni, demokratik): Türkiye’yi yeniden yapılandırma operasyonu, NATO ve ABD çıkarları, ABD’nin Kemalistleri tasviye etme niyeti, Türkiye’nin sömürgeleşmesi

Ergenekon savcısı Zekeriya Öz kimdir? Bunlar doğru mu?

İşte Aydınlık dergisi tarafından Zekeriya Öz hakkında yayınlanan yazı. Bunlar doğru mudur mutlaka aydınlığa kavuşturulmalıdır. Burada cesur gazetecilere, CHP ve diğer muhalefet partilerine önemli görevler düşüyor.

Ben şahsen bugünkü bilgilerime dayanarak Zekeriya Öz’ün Fethullah, CIA ve AKP tarafından bu ülkedeki Atatürkçülerin ve ulusalcıların tasviyesi için kulanılan bir piyon, bir buldog köpeği olduğunu düşünüyorum.

Bütün bu soruşturmalar, gece yarısi yaka paça götürmeler, doğru dürüst bir iddianame olmadan aylarca hapiste tutulmalar nedense hep Atatürkçülerin, ulusalcıların ve AKP muhaliflerinin başına geliyor. Deniz Feneri soyguncularına, Hüseyin Üzmez gibi sapıklara, yolsuzluk ve kirli işlere bulaşan yandaşlara veya yandaş medyaya nedense hiç bir şeycik olmuyor. Bence her şey çok açık ve net. AKP istediği islamofaşist rejim doğrultusunda devletin bütün kurumlarında, cemaat yurtlarında ve tarikatlerde beyni yıkanmış tektip müritleriyle kadrolaşarak bir sivil darbe gerçekleştiriyor.

Zaten güvenilir bazı gazetecilerin belirttiğine göre Tayyip Erdoğan daha başbakan bile olmadan önce Orta Doğu kasabı Bush’la yaptığı gizli konuşmada Türkiye’deki dik kafalı Atatürkçülerin ve ulusalcıların tasviyesi konusunu görüşmüş. ABD’yle AKP arasındaki çıkar ortaklığı işte burada. Bush Türkiye’nin tamamen bir ABD sömürgesi olmasını engelleyen antiemperyalist zihniyetli Atatürkçülerin tasviyesini istiyor. Demokrasiyi bir tramvay olarak gören, halk isterse daha totaliter bir rejime kavuşabilmeli diyen AKP yönetimi de aynı kesimi istedikleri islamofaşist düzenin önünde engel görüyor. Mesele bu kadar basit. Gerisi yalan ve aldatma.
******************************************************************

Zekeriya Öz'ü taniyalim..

5 Ekim 2008 günü sabahın erken saatlerinde bir dostum kapımızı çalıyor.
'Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, tam tahmin ettiğim gibi bir kişi,
bugün çıkan Aydınlık Dergisi'ni al ve acele oku' diyor.
Dergi'yi alıp okuyunca dehşet içersinde kalıyorum. İşte verilen
bilgilerden bazı satırlar:
'...Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz'ün İmam Hatip'te
(İHL) okuduğu yıllarda Fetullah tarikatı tarafından 'devşirildiğini'
anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fetullah Gülen'in finanse ettiği
Yeşilırmak Dershanesi'nde eğitim gördü. Kurban Bayramı'nda
vatandaşlardan kurban derilerini toplar, Fetullahçıların vakfına
verirdi.

* * * * * * *
...Zekeriya Öz'ün savcılık görevine başlama tarihi 1994. Bursa
Barosu'ndaki kaydı ise 18.12.1997 tarihinde siliniyor. Buna göre Öz,
üç yıl boyunca hem savcı hem de avukat. Yasalarımıza göre, bir
Cumhuriyet Savcısı'nın iki kimliği olamaz.
Ergenekon savcısı, attığı her adımda bir skandal yaratmış!'

* * * * * * *
İktidar yanlısı medya, Zekeriya Öz'ün ilk görev yeri olarak Mutki
İlçesi'ni gösteriyorlar. Aydınlık Dergisi'nde yayımlanan 2 Temmuz
1998 tarihli Resmi Gazete'nin fotokopisinden açıkça anlaşıldığı gibi;
Zekeriya Öz'ün ilk görev yeri Çine İlçesi. Söz konusu dergide,
'Ergenekon Savcısı'nın gizlenen dört yılı' başlığıyla yazılanlar çok
ilginç:

* * * * * * *
Yıl 1994, Aydın ilimizin Çine İlçesi.
...Yeni Savcı, önce, eşinin kara çarşafıyla Çineliler'in dikkatini
çekti. Savcı Öz'ün evine gelen misafirler ise haremlik-selamlık
olarak ayrılan odalarda konuk ediliyordu. Kadınlar haremlikte,
erkekler selamlıkta... Savcı Zekeriya Öz halktan gelen tepkiler
üzerine kara çarşafı çıkarttırıp eşine türban ve pardesü giydirdi.
Eşi kara çarşafı çıkardı ama Savcı Öz'ün adı Çine'de hiç gündemden
düşmedi. Zira Savcı^'nın adının karıştığı skandalın biri bitmeden
diğeri başlıyordu.

* * * * * * *
Yıl 1995, Çine Adliyesi.
Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı yaptıran
yurttaşların ödediği parala, Çine Adliyesi'nde de Adaleti Güçlendirme
Vakfı'na aktarılıyordu.
Zekeriya Öz, bir gün, dönemin kıdemli savcısı Ayhan Uğurdan'ın kapısını çaldı.
Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölümünü 'paylaşma' teklifinde
bulunuyordu!
Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi. Kıdemli Savcı
Ayhan Uğurdan, Zekeriya Öz'ü Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na
şikayet etmeyi de ihmal etmedi. Sonunda... Zekeriya Öz, Çine'den
Bitlis Mutki'ye sürüldü.
...Zekeriya Öz'ün vukuatları bununla bitmiyor.

* * * * * * *
...Yıl 1998, Çine girişindeki Türkiye Şöförler ve Otomobilciler Odası
Kıraathanesi'nin önü.
Savcı Öz oğlu ve babasıyla oradan geçiyordu.
Mehmet Ocak adlı bir işadamı, silahını çekip Savcı Öz'ün ensesine dayadı!
İşadamı Ocak, Savcı Öz'ün kolundan tutup sürükleyerek kıraathaneye soktu.
İşadamı Mehmet Ocak kıraathanede bulunan Çinelileri dışarı çıkarırken,
Savcı Öz'ü rehin aldığını bildirdi.
Çineliler eylemi hayretler içinde izliyorlardı.
Zira Mehmet Ocak, aynı yıl Çine vergi rekortmeni olmuş,
Çinelilerin yakından tanıdığı bir işadamıydı!
Yirmi kadar polis kıraathanenin etrafını çevirdi, Ocak'a Savcı'yı
bırakmasını söylediler, bırakmadı...
Daha sonra dönemin kaymakamı, savcısı ve komiseri araya girdiler.
İşadamı Mehmet Ocak yatıştırıldı.
Mehmet Ocak, tam ikibuçuk saat Zekeriya Öz'ü rehin tutmuştu...
Olaya tanık olan Çineliler, ertesi gün gazetelerde bu olayı bulamadılar.
Ne işadamı Ocak hakkında ne de Savcı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılmıştı.
Bu durum Çinelilerin merakını daha da artırdı.
Neden sonra öğrendiler ki; Savcı Zekeriya Öz, işadamı Mehmet Ocak'ı
haraç vermeye zorluyordu.
Savcı Öz, arabasının benzinini de, yine Ocak'ın benzin istasyonundan
bedava doldurtuyordu...
Savcı Zekeriya Öz'ün kendisini ikibuçuk saat rehin tutan işadamı
Mehmet Ocak hakkında neden şikayetçi olmadığı da böylece
anlaşılıyordu!...
Çinelilerin, Savcı Zekeriya Öz hakkında kullandıkları iddia edilen
sıfatları yazmak dahi istemiyorum.

* * * * * * *
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin izin vermediği için hakkında soruşturma
yapılamayan Savcı Zekeriya Öz'ün, Aydınlık Dergisi'nde yazılanların
doğru olup olmadığını derhal açıklığa kavuşturması gerekiyor. İddialar
çok vahim ve Zekeriya Öz'ün bu iddialara karşı ne diyeceğini gerçekten
merak ediyorum.

15 Kasım 2009 Pazar

Seni Bu Yamyam Kibrin Bitirecek

Aşağıda yayınladığım yazı bana e-postayla ulaştı. Yazan F. Sibel Yüksel imiş. Her kimse eline sağlık, benim de duygularıma tercüman olmuş.
********************************************
ÇOK YÜREKLİ VE KUTLANACAK BİR YAZI, AĞZINA SAĞLIK ; MUTLAKA KENDİSİNE ULAŞMIŞTIR. MERAK ETTİĞİM BU YAZIYI YAZAN KİŞİNİN(Fe.SİBEL YÜKSEK) NE ZAMAN ERGENEKON KAPSAMINA GİRECEĞİ VEYA BAŞKA BİR MUAMELEYE UĞRAYACAĞI.... ŞİMDİDEN GEÇMİŞ OLSUN...

Seni Bu Yamyam Kibrin Bitirecek

Billboardlardaki resimlerine baktım; güya “kudretli” görünesin diye en çılgın bakışlı fotoğraflarını seçmişler. Kontrolsüz bir adrenalin ile geldiği yeri hazmedemeyişi harmanlayan deli bakışları.

Ne yapsan olmuyor.
Kültürsüzlüğün, görgüsüzlüğün, basitliğin, açlığın her şeyin önüne geçiyor. Sadece çalma, çırpmaya, vebal almaya işleyen kıt aklın bile durup durup sana “Saygı görmüyorsun, sende bir şeyler eksik” diye fısıldıyor. Bu fısıltıyı duydukça iyice kontrolden çıkıyorsun. “Bana saygı duyun, önümde eğilin. Eteklerimi öpün” diye tepiniyorsun ama olmuyor.
Olmuyor işte.

En yakınındakiler bile senin iflah olmaz kifayetsizliğine, insanlıktan çıkmış öfkene, Allah'a şirk koşma noktasına gelmiş kibrine dayanamıyorlar.

En uyanıklar ile kullanım tarihinin tamamen sona gelmesini bekleyenler kaldı sadece çevrende. Bir de bir delinin gölgesi ardında kirli oyunlarını yürütenler.

Boşsun, bomboşsun.
Bir genelev fedaisi kadar ruhsuz ve hoyratsın.
Kabadayılığın da hikâye, dobralığında yalan, “delikanlılığın” da naylon.
Hak, hakkaniyet, adalet, merhamet gibi kavramlar kapından bile geçmemiş.
Alım-satım ustalığından, ticari uyanıklıktan dem vurarak örtmeye çalışıyorsun bu büyük eksikliğin üzerini.

Sahi kimsin sen?

Hep aynı yerden servis edilen üç adet gençlik, çocukluk ve askerlik fotoğrafından başka neden görüntün yok senin?
Hangi okulları bitirdin, kimlerle aynı sıralarda oturdun?
İlkokul öğretmenin kim?
Neden bir kişi bile çıkıp seninle ilgili bir tek anısını anlatmıyor?
Seda Sayan'ın bile mahalle yıllarından bir fotoğraf çıkıp geliyor da, senin geçmişin neden bu kadar sis perdelerinin ardında gizli?
“Olmayan” biri misin yoksa sen; laboratuarda mı imal edildin? Hangi merkezlerde programlandı hastalıklı beynin?

Bütün değerlerden neden bu kadar yoksunsun; en kutsal kavramların içini boşaltmada nasıl bu kadar maharetlisin? Hurafe, iftira, şirret ve cehaletten beslenen dilin; hırstan ve doymamışlıktan ibaret kişiliğin, bir ağaç kovuğundan başka hiçbir şey olmayan fani bedeninle tarihin onurlu sayfalarında yer almaya soyunma cesaretini nereden buldun.

Duyduk ki şimdi de “padişahçılık” oynuyormuşsun. Şah oldun, sıra şahbaz olmaya geldi. Her mevki ve makamı tattın, geriye “padişahlık” kaldı öyle mi?
Senin montaj ürünü kimlik ve bedeninden kuşkusuz bir Fatih, bir Yavuz, bir Kanuni olmaz ama Deli İbrahim-Vahdettin karışımı bir kukla, pekâlâ olabilir. Seni bütün bu defolarınla sahnede tutanların işine fazlasıyla yarar böyle acınası bir bez bebek.

Esiyorsun, gürlüyorsun, tepiniyorsun.
Pazarcı gibi tiz çığlıklar atıyorsun.
Deli bakışlarını devire devire, boyun damarlarını şişire şişire höykürüyorsun.

İyi de sen ne istiyorsun?

Karun oldun. Çocukların ülkedeki simit tablalarından bile haraç alıyor, gudubet karın ipek kumaşlara, paha biçilmez mücevherlere büründü. Şakşakçıların ceylan derisi koltuklarda basen büyütüyor. Bu kadarı da olmaz ki diyen kim varsa işinden aşından ettin, zindanlara attın, ailelerini açlığa mahkûm ettin. Gencecik üniversite mezunları işsizlikten intihar ediyor. Doktorlar, öğretmenler, polisler, subaylar açlık sınırında yaşıyor; emekliler pazarlardan sebze artığı topluyor. Şehit katilleri Meclis'te suratımıza çemkiriyor. Sen hâlâ üstündeki pahalı elbiselerin, özel yapım som altın kol saatin, ipek kravatınla karşımıza geçip kusuyorsun da kusuyorsun.

Kime bu kinin?
Nereye doğru gittiğini bir gün olsun düşündün mü? Olmayan vicdanınla bir gün olsun kendine “Acaba biraz ileri mi gidiyorum” diye sordun mu?
İtikadın da yalan biliyoruz.
Ama bir gün olsun “Ya hesap günü varsa” diye endişelendiğin oldu mu?

Evet var.
Hesap günü var.
Ve sanki bu saldırganlığın, bu doymazlığın, tamah etmez azmışlığın, O hesap gününü biraz daha yaklaştırıyor. Artık Allah’ın gözüne batıyorsun birader!
Fazla parazit yapıyorsun, ortalığı hacminden fazla kirletiyorsun. Elde ettiklerinle şükür etmeyi, biraz da başkalarını düşünmeyi başaramadın. Böyle bir kapasiten yok çünkü.

Dünyaya yemeye, içmeye, dışkılamaya, kin ve nefret aşılamaya gelmişlerdensin. Üste bir de kibir yapıyorsun, işte bu hiç çekilmiyor...

Senin sonunu da bu yamyam kibrin getirecek…

FATMA SİBEL YÜKSEK KENT GAZETESİ

8 Kasım 2009 Pazar

Türk halkı evrim teorisini engin sağduyusuyla çökertti (!)

Buyrun Science isimli bilim dergisinin Ağustos 2006 sayısında yayınlanan, uluslararası evrim araştırmasının sonuçları:

Sizce evrim teorisi doğru mudur? Mavi evet, açık sarı bilmiyorum, kırmızı hayır.



Kaynak: pandasthumb.org/archives/2006/08/well-at-least-w.html

İsveç, Fransa, Japonya, Norveç gibi ülkeler başı çekiyor. Bu ülkelerde evrim teorisine inananların, yani insan dahil bütün türlerin oluşumunu evrimle açıklayanların oranı %75 ve üstü. Tesadüfen bunlar ortalama bilimsel eğitim düzeyinin en yüksek olduğu ülkeler.

%27 ile Türkiye bütün bu ülkeler arasında en alt sırada. Alttan yukarı gidersek ABD %40’la Türkiye’yi takip ediyor. Tesadüfen bunlar ortalama eğitim düzeyinin en düşük, dini bağnazlığın ise en yüksek olduğu ülkeler.

Bu çok önemli araştırmaya nedense Türk basınında gerekli önem verilmedi. Herhalde yanlış anlaşılmalardan ve islamcı hükümet AKP’nin hışmından korkuldu.

Gelelim işin en civcivli yerine. Bu araştırma sonuçlarını nasıl yorumlamalı. Bir yorum mesela şöyle olabilir:

İsveç, Fransa, Japonya, Norveç gibi ülkelerin halkları derin bir yanılgı içindeler. Bu ülkelerin insanları eğitim bilim falan diye diye sağduyularını kaybetmişler. Türk halkı engin sağduyusuyla evrim teorisinin yanlışlığını farketmiştir. Sağduyuda ABD Türkiye’yi takip etmektedir.

Ne kadar hoş bir yorum değil mi? Ancak ABD’yle Türk halkını sağduyu açısından bu şekilde yan yana koymak bence Türk halkına hakarettir. Türk halkı cahil olabilir, kolay aldanabilir, ancak petrol veya kar hesapları için, veya ne için olursa olsun, ordusunu bir ülkeye saldırtıp bir milyondan fazla insanı katlettirmeyecek kadar insancıl ve sağduyu sahibidir. Türk halkı dünyanın diğer medeniyetlerine ABD halkının çoğunluğu gibi tepeden bakmaz, ne yapsak da şunları bölsek biribirlerine kırdırsak hesapları yapmaz.

ABD’yle yanyana getirilmesi gereken şey sağduyu değil, cehalet ve bağnazlıktır. Sağduyu insanı bazen yanıltır, özellikle de bilimsel konularda.

Örneğin hiç bilimsel eğitim almamış olsak sağduyumuz bize güneşin dünya etrafında döndüğünü söyler. Çünkü dünyadan görünen budur.

Hiç fizik veya coğrafya bilmesek sağduyumuz bize dünyanın tabak gibi düz olduğunu söyleyecektir. Çünkü durduğumuz yerden görünen budur.

Sağduyumuz bize zamanın mutlak, yani her yerde aynı olması gerektiğini söyler. Çünkü bu anlayış dünyadaki bütün pratik ihtiyaçlarımız için yeterlidir. Ancak Einstein bize zamanın bile göreceli olduğunu, evrenin her yerine zamanın aynı hızda ilerlemediğini gösterdi.

Biyolojiden ve evrimden fazla anlamayanlar için de türlerin bir tanrı tarafından aynen bugünkü gibi, şipşak yaratıldığı da sağduyuya uygundur. Çünkü bu kadar karmaşık canlılar nasıl olur da kendiliğinden veya tesadüfen oluşabilir?

Fakat dedim ya, sağduyu insanı yanıltabilir.

İşte evrim teorisi bize küçük değişimlerin nasıl birike birike büyük değişimlere yol açabileceğini, çok basit temellerden başlayarak karmaşık sistemler kurabileceğini anlatır. Aynı küçük bir nehrin binlerce yıl içinde koca bir vadiyi kazması gibi.

Ey Türk halkı. Sizi cahil ve bağnaz bırakmak için çok kapsamlı kampanyaların yürütüldüğü bir dönemden geçiyoruz. Neden? Sizi daha kolayca aldatıp sömürebilmek, yaygın cehalet üzerine saltanat kurabilmek için. Evrim teorisine karşı çıkmak da bu işin bir parçası.

Cehaleti yenmek sadece devletin işi değildir. Bu öncelikle kendi elinizdedir. Bu internet çağında artık bilgiye ulaşmak çok kolay. Size türlü beyin yıkama yöntemleriyle engel olmaya çalışsalarda siz önce oturup evrim teorisi neymiş, ne dermiş bir doğru dürüst öğrenin. Ondan sonra isterseniz yine ben bu teoriye inanmıyorum deyin. Aşağıda iki Türkçe kaynak veriyorum.

Cehalet ve bağnazlık üzerine saltanat kurmak isteyenler evrim teorisini yalanlamak için neden bu kadar propaganda yapar, neden bu kadar büyük paralar harcarlar hiç düşündünüz mü? Çünkü bu iş büyük iş. Bu sadece türlerin kökeni meselesi değil, bu işin içinde iktidar ve para hırsı var.

Evrim teorisi için Türkçe kaynaklar:
  1. www.evrimteorisi.org
  2. evrimianlamak.org
NOT:
Evrim teorisi konusunda ne yazık ki gereğinden çok daha az Türkçe kaynak var. Çünkü belli çevreler, bu tür siteleri sansürlemek için bugünkü iktidarın da desteğiyle büyük çaba harcıyorlar.

Mustafa Tümener, Kasım 2009